Agony oyunu

 İncelemenin altındaki nota bakıp Agony’den nefret ettiğimi düşünebilirsiniz ama nefret çok ağır bir kelime. Hayır, Agony’den nefret etmedim. Sadece… onu umursamadım. Bu gibi, ne bayıldığım ne de nefret ettiğim ama arasını da tutturamayan oyunlar çok nadir gelir. Agony’i bu skalanın hiçbir yerine koymam mümkün değil. Ne hikâyesi, ne oynanışı ve de anlatmak istedikleri ilgimi çekemedi. 

Artık Agony’i duymayan kalmamıştır herhalde. Madmind Studios’un ilk oyunu, Cehennem’de geçen bir ‘yürüme simülasyonu’. Madmind’ın Agony’si, Cehennem’i ele alan ne ilk ne de son oyun fakat Polonyalı geliştiricinin oyun çıkmadan önce söylediği –bizim röportajımızı da buradan okuyabilirsiniz- ‘çok çılgın bir ortam yaratıyoruz; seks, kan, vahşet ne ararsanız olacak’ sözlerinin, oyunu oynadıktan sonra boşa çıktığını gördüm.

Yanlış anlaşılmasın; Agony’de üç şey varsa onlar da seks, kan ve vahşettir. Bütün oyun bunlarla dolu. Madmind’ın Cehennem düşüncesi ‘birbirini kesen ve önüne gelene tecavüz eden iblisler’den ibaret. Yani Agony şok edici bir oyun olmak istiyor. Plana göre, Cehennem’in derinliklerinde ‘Kırmızı Tanrıça’ adındaki birini ararken; her döndüğünüz köşe, her gördüğünüz şey sizi şoka sokacaktı, etrafta dönen iğrençlik, hem psikolojik olarak hem de fizyolojik olarak sizi etkileyecekti. Plan bu. Fakat gerçekte olan şey: Sıkkınlık ve tekdüzelik dolu 7 saat.

Agony aslında klasik bir ‘yaratıktan kaçmalı yürüme simülasyonu’. Bir yandan iblislerden kaçarken, bir yandan da bu iğrenç mekana düşmüş diğer ruhlarla konuşup, etrafta neler döndüğünü anlamaya çalışıyorsunuz. Fakat ben kulak tırmalayan ses sanatçılarını ve lise piyeslerine taş çıkartan diyaloglardan birleştirdiğim hikâyeyi zerre umursamadım. Oyun, sizi ortamın lore’una ve hikâyesine çekmek için hiçbir şey yapmıyor. Arada Kızıl Tanrıça geliyor iki üç laf ediyor, iki adım sonra bir ruhla konuşuyorsunuz. Ama hiçbiri birbiriyle bağlantılı değil, ortada çok ince iple bağlanmış bir hikâye var ve her adımda bu ip kopacakmış gibi hissediyorsunuz.

Hikâye fragmanı.

Bir süre sonra ‘eh hikâyeyi boşver zaten, ben buraya şok olmaya geldim!’ dedim ama o da işe yaramadı. Evet ilk yarım saat fena değildi ama sonrasındaki 6.5 saat koyu kırmızı ve siyah renk paletine boğulmuş, birbirinin aynısı mekanlarda geçince bu düşüncem de yattı. Şimdi eğri oturup düz konuşalım, hiçbirimiz Cehennem’e gidip geri gelmedik. Orasıyla ilgili aklımıza gelen görüntüler; kutsal kitaplar, edebiyat eserleri ve filmlerden besleniyor. Madmind da farklı kutsal kitap ve mitolojik anlatılardan yararlanarak ortaya Agony’deki Cehennem’i ortaya çıkarmış. Buna sözüm yok ama çok sıkıcı yahu! Dediğim gibi her taraf birbirinin aynısı, e bir de bunun üstüne, şok etkisi yarım saat sonra sıfıra inen vahşet görüntülerini ve sahnelerini koyduğunuzda sıkılmamak için ekstra harcamanız gerekiyor.

Agony’nin kötü gizlilik mekanikleri ve hile yapan düşman yapay zekası sağ olsun, bol bol öleceksiniz. Öldüğünüz zaman, eğer gerekli beceriyi açtıysanız, diğer ruhların yerine geçme şansınız var. Ruh olarak uçarak etrafınızdaki ‘martyr’ denilen cezalandırılmış ruhları ele geçirebilirsiniz. Eğer ele geçirme pencerenizi kaçırırsanız bu sefer de son kayıt noktasından oyuna başlamak zorundasınız. İşte oyunun en ızdıraplı kısmı da burası. Kayıt sistemi sağ olsun, Agony’de 15-20 dakikalık uzun sekansları tekrar tekrar oynamaya şimdiden alışın.

Ben Agony’i PC’de oynadım, o tarafta herhangi bir performans sorunu yoktu fakat duyduğuma göre oyunun konsol sürümleri korkunç problemlerle cebelleşmekteymiş. Bunu birinci elden deneyimleyemediğim için kesin bir şey söyleyemiyorum ama yine de uyarmış olayım.

Yapacak hiçbir işiniz ya da oynayacak hiçbir oyununuz yoksa belki Agony’e göz atabilirsiniz. En nihayetinde, düşük kaliteli yürüme simülasyonları sevenler burada zevk alacak birkaç şey bulabilecektir fakat Agony; ne oynanışı ne hikâyesi ne de destekleyici unsurlarıyla sınıfı geçemiyor. İlk yarım saatini oynadıktan ve şok perdesinin ardına baktıktan sonra karşınızda boş bir oyun göreceksiniz.

You may also like...