Impostor Factory oyunu

Kan Gao en iyi bildiği şeyi yapmaya devam ediyor: Güldürürken ağlatmak… Hem To The Moon’da hem de devam oyunu Finding Paradise’ta bir an bizi kahkaha krizlerine sokarken sonraki an boğazımızda koca bir yumru oluşturarak suratımızı çarpılmıştan beter eden bağımsız yapımcı, şimdi de sevilen serisinin üçüncü oyunuyla huzurlarımızda.

Benimki karışık olsun

Gerçi buna üçüncü oyun demek doğru mu, pek bilemedim. Çünkü öncekilerin aksine bu kez Dr. Eva Rosalene and Dr. Neil Watts’ın gözünden görmüyoruz olayları. Onların yerine Quincy adlı genç bir adamı yönetiyoruz. Koskocaman, gösterişli bir malikâneye davet edilen kafası karışık kahramanımız ne buraya niçin geldiğini biliyor ne de ev sahiplerini tanıyor. Bahçe pek bir bakımsız, eşyalar feci lüks, hizmetkârlar tuhaf, aşçılar manyak, evin kedisi ayrı bir manyak… Quincy nereye düştüm ben böyle modunda ortalıkta dolaşırken malikânenin sahibi olan yaşlı karı kocanın kanlı bir cinayete kurban gitmesiyse (spoiler değil, vurmayın!) bardağın sular seller götürmesine neden olan son damla oluyor. Ondan sonra da oyun kopup gidiyor zaten. Hikâyeden daha fazla bahsedip sürprizlerini bozmak istemiyorum çünkü hiçbir şey bilmeden, körlemesine oynadığınızda daha çok keyif alacağınız o oyunlardan biri Impostor Factory.

Oyun toplam üç ana bölümden oluşuyor. Birincisinde Quincy’nin malikânede başından geçen akıllara zarar, oynaması müthiş keyifli olaylara şahit oluyoruz. İkinci bölüm karakterlerden birinin çocukluğundan başlayıp yaşlılığına kadar yaşadığı duygu yüklü anlara tanıklık edip “Ağlamıycam hüleyn!” nidaları eşliğinde gözyaşlarımızı sildiğimiz yerlerden oluşuyor. Üçüncü ve son bölümse her şeyin zekice birbirine bağlanıp bir anlam kazandığı kapanış perdesi vazifesi görüyor.

Bu kaçıncı oyun oluyor şimdi?

Impostor Factory’yi tek başına oynayıp bitirebilirsiniz. Ama eğer daha önce To The Moon’u ve mini bölümlerini, Finding Paradise’ı ve A Bird Story’yi de oynadıysanız her şey çok daha büyük bir anlam kazanıyor. Tabiri caizse resmin tamamını görüyorsunuz. Şahsen görsel romanları sevmememe rağmen bu 5 saatlik yolculuğumun her dakikasından büyük bir keyif aldım ben. Müzikleri, hikâyesi, kâh güldürüp kâh hüzünlendiren karakterleriyle tam bir Freebird Games klasiği olmuş.

Evet, yine oynanış namıma pek bir şey yapmıyoruz. Genellikle diyalog okuyup karakterimizi yürütüyoruz sadece. Finding Paradise’taki garabet mini oyunlar da uçmuş. Ama, eh… Yokluğunu aramıyorsunuz zaten. Gönül isterdi ki önceki oyunlardan havada kalan bazı soruları da cevaplandırsın. Ama birkaç sahne dışında o sulara pek girmiyor IF. Belki dördüncü oyuna…

You may also like...