Planet Alpha oyunu

Kimi oyunlar, karşısına geçip izlemekten zevk alacağınız bir görsel tasarıma sahiptir; bazı sahneleri tablo gibi görünür. Yaklaşık 4 yıl süren bir geliştirme sürecinin ardından oyun severlerle buluşan Planet Alpha’nın da bu tarz oyunlardan birisi olduğunu söyleyebiliriz.

Karakterimiz hikâyenin geçtiği Alpha adlı gezegene nasıl geldi, ne yapmaya çalışıyor gibi sorular eşliğinde ortalama 4 ila 6 saat sürecek bir yolculuğa çıkıyor; gezegenin birbirinden ilginç köşelerini ziyaret ediyor, çeşit çeşit yaratık, bitki ve robot ile karşılaşıyoruz. Yolculuk boyunca herhangi bir diyalog veya yazılı bir şeye denk gelmediğimizden hikâyeyi anlamak için olan biteni izlemekten başka şansımız yok. İşte tam olarak bu noktada oyunun görsel anlatımın altından ne derece başarıyla kalktığını test etme imkânı buluyorsunuz.

 

Alpha’nın Sakinleri (ve Sakin Durmayanları)

Alpha’nın sakinlerinden birisi olup olmadığımız konusu açıkça anlatılmasa da üzerimizdeki kıyafetlerden, gezegenin geri kalanıyla uyumsuz duruşumuzdan ve yolculuk boyunca bize benzer bir başka kişiyle karşılaşmayışımızdan yola çıkarak gezegende misafir olduğumuza kanaat getirmemiz mümkün. Sebeb-i ziyaretimiz ise meçhul.

Peki bu gezegenin sakinleri kimler? Ufak tefeklerden devasa boyutlu olanlarına türlü türlü yaratık ve bitki. Ev sahiplerimiz genel olarak sakin mizaçlı, bizi de çok umursamıyorlar. Hayatları olağan akışında ilerliyor. Yürüyor, uçuyor, yaşantılarına huzur içinde devam ediyorlar.

 

Fakat huzuru bozanlar da var tabii; nereden geldiklerini bilmediğimiz, öğrenemediğimiz robotlar. Gezegeni işgal etmek için geldikleri anlaşılıyor. Bizim de yolumuz ister istemez onlarla kesişiyor ve bu anlarda gayet acımasız bir şekilde saldırıyorlar üzerimize. Bu karşılaşmalarda yapabileceğiniz tek şey onlara görünmemek ve dikkatlerini çekecek davranışlardan kaçınmak, çünkü doğrudan yenme imkânınız yok. Nihayeyinde oyundaki tek amacınız hayatta kalmak. O devasa gezegende ufacık bir canlıyız, çeşit çeşit tehditten sıyrılıp hayatta kalmaya çalışan bir misafir. İşte oyunun bize sunduğu bütün hikâye bu.

Yapımcıların böyle bir hikayeyle bize keyifli anlar yaşatmaları mümkün mü? Bu sorunun cevabı oynanışta saklı olsa gerek.

Zaman akıp gidiyor…

Planet Alpha’daki serüvenimizin başlangıcı bir miktar “yürüyüş simülasyonu” tadında ilerliyor. Bu anlarda gezegenin dağını, taşını, türlü bitkisini izlerken ağır ağır ilerliyorsunuz. Ama ilk birkaç dakikadan sonra ufak ufak platform ögeleri devreye girmeye, onların ardından da bulmacalar karşımıza çıkmaya başlıyor.

Oyun size neyi nasıl yapacağınızı konusunda destek olmuyor, sadece kullanacağınız tuşları, ilk kez kullanacağınız noktada göstermekle yetiniyor. Bundan fazlasına da ihtiyaç duymayacağınızı söyleyebilirim rahatlıkla. Oynanış kademe kademe ilerleyerek kolayca alışmanızı sağlayacak şekilde gelişiyor; haliyle hiç zorlanmıyorsunuz. Zaten yapılabilecek birkaç hareket var: Eğilmek, zıplamak, koşmak, nesneleri sürüklemek, bazı mekanizmaları ve bitkileri harekete geçirmek ve gece-gündüz döngüsünü yönetmek. Oyunun ön plana çıkan mekaniği de bu gece-gündüz döngüsü meselesi. Bu özelliğinizi kullandığınız zaman bitkilerin davranışları, hareketli mekanizmaların konumları gibi şeyler değişiyor; bu sayede yolunuzu açacak hamleyi yapabiliyorsunuz.

 

Her son yeni bir başlangıçtır!

Elinizden tutmayan bir oyun Planet Alpha, fakat ayaklarınız üzerinde durmanıza engel de çıkartmıyor, oyun boyunca çok zorlanacağınız bir sahne ile karşı karşıya kalmıyorsunuz. Hikâyeyi açık açık aktarmıyor, ama çok hoş görsel sunumuyla bu meseleyi gayet güzel bir şekilde halledebiliyor. Oyun bittiğinde; bazı ufak tefek hatalar ve zaman zaman tekrar eden oynanış dışında bir eleştiriniz olmayacaktır büyük ihtimalle. Türünün en iyi örneklerinden birisi değil belki, ama güzel bir oyun. Finalinin de sizi şaşırtma ihtimali var, ama hoşunuza gider mi gitmez mi bilemem!

You may also like...